27th
dil ve din
geçtiğimiz gün gelen bir okur yorumunda, “zina” konusu sorulmuştu. benim de uzun zamandır yazmak istediğim bir konuydu zina..
günümüzde “zina” konusu halen 1400 yıl öncesinin yaşam tarzı ve geleneklerine göre ele alınıyor ve tanım - kavram yanlışlığı yapılarak kurani bir hataya düşülüyor.
sadece “zina” değil, bir çok konu.. bu yüzden, öncelikle tüm bu meselelerdeki sorunu tespit etmek ve teşhisi doğru koymak zorundayız.
tüm kurani yazılarımızda ve yorumlarımızda olduğu gibi şu hususların altını bir kez daha çizmekte fayda var. öncelikle; islam’ da tek kaynak kuran’ dır. bize dinen gereken her husus kuran’ da aranmalıdır. (bu konudaki diğer yazılarımızı sağ taraftaki menüden bulabilirsiniz). ikinci olarak; kuran’ ı anlamakta dil önemlidir. ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta, arapça ile kuran dilinin farklı diller olmasıdır. arap dili, yüzyıllar öncesinden kuran için ortaya çıkarılmış ve geliştirilmiştir. kuran’ ın inmesiyle arap dili “müteşabih” cümleler, mecazlar ve kinayeler ile mucizevi bir anlatım özelliği ile tanışmıştır. ne kuran’ dan önce, ne kuran indiği zamanda diğer yazılı ve sözel kullanımlarda, ne de kuran’ dan sonra, arap dili, kuran üslubuyla yani “kuranca” ile kullanılmamıştır, kullanılamaz. bu açıdan bakarsak, kuran’ ı anlamakta dil önemlidir. ancak arapça’ dan daha çok, kuran dilini anlamak önemlidir.
islam adına hareket edenlerin günümüzde düştüğü en büyük yanlış “arapça - kuranca” ayrımını yapamamaları ve dil sorununu sadece “arapça” ya indirgemeleridir. kuran’ ın doğru anlaşılması ve uygulanmasındaki husus arapça’ nın doğru anlaşılabilmesi değildir. yani sorunumuz, arapça’ nın türkçe’ ye hatalı çevrilmesi değildir.
bazı noktalarda, arapça’ dan türkçe’ ye hatalı ya da kasıtlı çeviri yanlışlıkları olduğu kabul edilebilir. ancak bu noktalar sorunumuzun küçük bir parçasıdır.
esas mesele, çeviri hatası değil, anlama hatasıdır.
diyelim ki günümüzde, tek sorun arapça’ dan hatalı çeviri yapılması. peki arap da mı kendi dilini yanlış okuyor, anlamlandırıyor? canlı bir örnek vermek gerekirse, “türban” konusunda, ilgili ayetlerde “başörtüsü” değil, “örtü” kelimesinin kullanıldığını, burada çeviri hatası kastı yapıldığını söylemiştik. (ilgili yazımızı site içerisinden okuyabilirsiniz.)
yani türkçe’ ye bugüne dek “hümur” kelimesinin “örtü” olarak değil, “başörtüsü” olarak çevrildiğini, “örtü” ile “başörtüsü” nün ayrı anlamlarda ayrı kelimeler olduğunu söylemiştik. işte bu, dil konusunda bizi ilgilendirir.
peki ya arapları? anadili olarak arapça konuşanları? ya da arapça’ yı bu ayrımın farkına varabilecek kadar iyi bilenleri?
suudi arabistan’ daki “din alimi” de mi kelimeyi yanlış çeviriyor?
işte tam bu noktada sorun salt bir dil sorunu olmaktan çıkar. sorunumuz artık “arapça’ dan çeviri” sorunu değildir. “arapça’ yı anlamak” sorunu da değildir. sorunumuz “kuranca’ yı anlamak” sorunudur.
ayette “örtü” kelimesi hiç geçmeseydi, farz-ı misal, “örtü” yerine çok açık ve yanlış çevirmeye hiç mahal vermeyecek şekilde “giysi” kelimesi geçseydi, “din adamları (!)” yine kadınların saç telleri dahi görünmeyecek şekilde kapatılmasını buyuracaklardı.
konu, anlayış konusudur. konu, dine ve hayata bakış konusudur. konu, dini alet etme konusudur.
kadınları ikinci sınıf insan olarak gören, hayata bakış açıları halen 1400 yıl öncesinin cahil ve sapkın araplar ile aynı olan kişiler, dilbilimsel açıdan verilen emir, kullanılan kelimeler ne olursa olsun, bunu kendi bakış açılarına yontmanın yolunu her zaman bulmuşlardır, bulacaklardır.
ayetlere yanlış kelime anlamı yüklemek. müteşabih ayetleri düz bakış açısıyla yorumlamak. fikirlerine uygun “hadis” ler uydurmak ve bu hadisleri peygamberimize iftira ederek mal etmek.. dini parça parça eden mezhep imamları, alimcikler, müçtehitler, mollaların kuran dışı yorum, kıyas ve icmalarını, kuran’ ın olumsuzlamasına rağmen kuran ayetlerinin önüne geçirmek…
kısacası, sorunumuz “sözlük” sorunu değildir.
kuran’ ı anlamak için arapça’ yı anlamak çıkar yolumuz olamaz.
kuran’ ı en iyi anlayanın arapça’ yı en iyi bilen olduğunu kabul edersek, 1400 yıldır arap toplumunun islam’ a soktuğu bidat, hurafe ve yanlışları, yahudi, hristiyan, zerdüşt ve putperest geleneklerini, peygamberimize iftiralarını, hayata, insanlığa bakış açılarını ve binlerce sapkınlık, komiklik ve rezilliklerini “islam” olarak kabul etmek zorunda kalırız.
kuran’ ı anlamak “kuranca” yı anlamaktan geçer.
“kuranca’ yı anlamak” ise yüce Allah’ ın insanlara bahşettiği en büyük nimet olan beynimizi, aklımızı, kuran’ da en sık tekrar ettiği emre uyarak kullanmaktan..
kuran’ ı anlamak için arapça’ yı anlamanın ötesinde şeyler gerekir.
kelimelere doğru anlamları vermek bunların ilki ve zaten zorunlu olduğu için en önemsizidir.
kelimelere doğru anlamları verdikten sonra, ayetleri, emirleri, “kuranca” yı kendi içinde tahlil etmek gereklidir.
kuran’ ın her çağa hitap eden, nefes alan, yaşayan metinlere sahip bir “mucize” olduğunu idrak etmek..
“her çağa hitap eden” kavramını doğru anlayabilmek.. çağların kuran’ a değil, kuran’ ın çağlara uyduğunu bilebilmek..
“müteşabih” lerin amacını ve anlamını anlayabilmek..
kuran’ ın bir şifre kitabı, kapalı, anlaması zor bir metin değil..
apaçık, kolay anlaşılır ve tüm insanlara yol gösterecek bir kitap olduğunun farkında olabilmek..
bu yüzden, “elde sözlük” ile kuran ve islam anlaşılmaz..
elimizdeki sözlükle beraber, aklımız, beynimiz ve bakış açımız da çok önemlidir.
“dil bozulursa din de bozulur”.. doğru..
ancak en önemli tehlike “dil” den fazla, “beynin” bozulmasıdır.
ve maalesef beyinler, yüzlerce yıldır bozuk durumda..