27th
ufukta görünen
miraç konusunu daha önce iki yazımızda incelemiştik.
ele aldığımız konu, hadis kitaplarında yer alan, Allah’ a ve peygamberimize iftiralar, musa peygamber’ e ise övgüler içeren, musa peygamber’ i Allah’ tan ve muhammed peygamber’ den daha akıllı gibi gösteren ve maalesef islam dünyası tarafından hiç bir itiraza uğramadan kabullenilen, peygamberimizin sözleri imiş gibi gösterilen, yahudi ürünü uydurma “hadis” idi.. merak edenler, yan taraftaki menüden iki miraç yazımızı okuyabilir.
bu defa ise “miraç” konusunu kurani olarak ele alacağız. kuran’ da miraç hadisesinin nasıl geçtiğini göreceğiz. ve bir başka mucizeyi de inceleyeceğiz.
klasik “miraç” hikayesi, peygamberimizin bir gece mekke’ den, kudüs’ e götürülmesi ile başlar.. buna dayanak olarak da ben-i israil (isra) suresi’ nin ilk ayeti gösterilir. ancak bu ayette kastedilen, peygamberimizin kudüs’ e gitmesi değil, mekke içinde bir noktaya ulaştırılmasıdır.
“Bazı ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu geceleyin (Mekke’deki) Kutsal Mescitten, çevresini kutlu kıldığı en uzak mescide (secde yerine) alıp götüren çok Yücedir. O kuşkusuz İşitendir, Görendir.” (17:1)
ayette görüleceği üzere Allah, peygamberimizi mekke’ de iken, “bazı ayetleri” yani “mucizelerini” göstermek üzere bir noktaya götürmüştür. burada geçen “ayetler” kelimesi, kuran genelinde kullanıldığı şekilde, kuran ayetleri değil, “mucizeler” anlamındadır. kuran’ da “ayet” tekil haliyle sureleri oluşturan cümleler, “ayetler” ise mucizeler, kanıtlar, deliller anlamlarında kullanılmıştır. yani Allah, peygamberimize bazı mucizelerini, kanıtlarını göstermek amacıyla onu geceleyin, bir noktaya götürüyor.
bu nokta neresi? kudüs’ teki mescid-i aksa’ ya bu isim ayetin inmesinden uzun yıllar sonra verilmiştir. yani ayette götürülen yer, ilk akla geldiği gibi kudüs’ teki mescid-i aksa değildir. mescid-i aksa, en uzak mescid demektir. yani peygamberimiz, uzaktaki bir mescide, yürüyerek gitmiştir. ayette bu yerin bir kenarının, çevresinin mübarek kılındığı bildirilmektedir. öncelikle bu mübarek kılınan yerin neresi olduğunu tespit etmek gerekir. 3:96 ayeti, bize bu yeri bildirmektedir : “Halk için kurulan ilk ev, tüm halklara bir hidayet kaynağı olan Bekke’deki kutlu evdir.” yani mübarek kılınan yer de mescid-i haram’ dır yani kabe’ dir. özetle, peygamberimiz kabe’ den, kabe’ nin çevresindeki en uzak mescide yürütülmüştür. “çevresi mübarek kılınan yer” bize bunu işaret etmektedir. bu yer, mübarek kılınan kabe’ nin çevresindedir. hakkı yılmaz’ ın tebyin-ul kuran isimli kitabında, bu ayetin tahlilini yaparken bildirdiğine göre, tarihi kaynaklara göre, mekke çevresindeki mescitlerden biri, mekke’ ye 9 mil mesafede, cirane vadisi’ nin yukarısında bulunan bir mescide, “en uzak mescid” yani “mescid-i aksa” denilmekteydi.
ayetlerin anlamlarını ve bilgileri birleştirdiğimizde, peygamberimizin bir gece, kabe’ den, mekke’ nin uzak bir çevresinde, kenarında bulunan bir mescide yürütüldüğünü anlıyoruz.
peki bu gece, hangi geceydi?
hakkı yılmaz’ ın tahliline göre, bu ayette söz edilen gece ile duhan suresi 1-3 ayetlerinde ve kadr suresi 1 ayetlerinde söz edilen gece aynı gecedir. yani bu gece, KDR gecesidir.
kuran’ da bize bildirildiğine göre, KDR gecesi’ nde kuran indirilmiştir.
ayette, muhammed peygamber’ den “kul” olarak bahsedilmiştir. peygamberimiz, gece vakti yürüyerek gittiği, götürüldüğü en uzak mescidde, rabbimizin mucizelerini görmüş ve burada vahyi almış, “peygamber” mertebesine ulaşmıştır.
nitekim bu çıkarımımızı necm ve tekvir sureleri de devam yoluyla doğruluyor.
KDR gecesi ve miraç, iki ayrı surede, iki şekilde devam ediyor.
kuran’ ı üç boyutlu, yani sıradan bir kitap gibi sayfa sayfa sırayla değil, ilgili ayetleri alt alta okuma yöntemiyle okursak, rabbimizin mucizelerini görmüş olacağız.
peygamberimiz, bir gece kabe’ den, kabe’ nin çevresindeki bir mescide yürütülüyor.
peki sonra?
tekvir suresi’ nden devam edelim :
19. Bu, onurlu bir elçinin sözüdür.
20. Güçlüdür, Yönetimin Sahibi katından yetkilidir.
21. Kendisine uyulmalı ve güvenilmeli.
22. Arkadaşınız deli değildir.
23. O’ nu apaçık bir ufukta görmüştür.
bu ayetler, çoğu meal ve tefsirde, parantez eklemeleri ve kişisel tahminlerle amacından ve mesajından saptırılmıştır.
19. ayetten başlayarak ayetleri tahlil edelim :
“Bu, onurlu bir elçinin sözüdür.” (81:19)
ayette “bu” ile kastedilen, kuran’ dır. kastedilen “onurlu elçi” ise peygamberimizdir. ancak bazı mealler, parantez eklemeleri ve ayetin kendisinde olmayan kelime eklemeleriyle saptırılmış, peygamberimizin yerine cebrail getirilmiştir. örneğin diyanet işleri başkanlığı’ nın mealinde bu ayet “O (Kuran), şüphesiz değerli, güçlü ve Arşın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.” şeklinde tercüme edilmiştir. aradaki farka dikkat. peygamberimiz, Allah’ ın elçisidir. ancak elçilik kavramı da göz önüne alındığında, kuran, elçinin kendi sözü değil, elçilik yaptığı makamın sözleridir. yani, peygamberimiz, Allah’ ın sözlerini, emirlerini, insanlara kendi ağzından tebliğ etmekte, elçilik yapmaktadır. bu ayetteki “elçi” yi cebrail olarak göstermeye çalışanlar, ayetlerin devamında ve necm suresi’ nde sergilenen büyük mucizeyi de görmezden gelmekte, insanların görmesini de engellemekteler.
“Güçlüdür, Yönetimin Sahibi katından yetkilidir.” (81:20)
“Kendisine uyulmalı ve güvenilmeli.” (81:21)
bu ayetlerde de peygamberimizin Allah katında elçilikle yetkilendirildiği ve kendisine, yani elçilik görevini üstlendiği, insanlara bildirmekle yükümlü olduğu kuran’ a uyulması ve peygambere güvenilmesi gerektiği emredilmiştir.
ancak cümlenin arapçadaki yapısı nedeniyle, çeşitli çeviriler farklı biçimde kaleme alınmıştır. örneğin hakkı yılmaz bu üç ayeti birlikte tek cümle olarak ele alarak “Şüphesiz bu, güçlü, Arş`ın Sahibi`nin yanında çok itibarlı itaat edilir, güvenilir bir elçi sözüdür.” diye çevirmiştir. cümle yapısı farklı olsa da, mesaj aynıdır.
yaşar nuri öztürk ise, üç ayeti, “Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. Çok güçlüdür o elçi. Arş sahibinin katında saygındır. İtaat edilir orada kendisine, emindir.” şeklinde çevirmiştir. muhammed esed çevirisinde de mesaj aynıdır : “bakın, bu (ilahî kelâm), gerçekten soylu bir elçinin (vahyedilmiş) sözüdür, güç bahşedilmiş, kudret ve egemenlik tahtının Sahibi nezdinde emin kılınmış, itaat edilen ve güvene layık birinin (sözü)!”
unutulmamalıdır ki, “peygambere itaat”, bir devlet başkanı ve lider olarak peygamberimizin siyasi otoritesine itaattir. peygamber’ e itaat dini anlamda ise onun bildirdiği, insanlara sunduğu kuran’ a itaattir. yoksa peygamber’ e mal edilen hadislere, sözlere itaat etmek değildir. bu konuyu hadisler ile ilgili yazılarımızda açıklamıştık.
“Arkadaşınız deli değildir.” (81:22)
“O’ nu apaçık bir ufukta görmüştür.” (81:23)
23. ayetteki “o” zamiri, ayetlerin gidişatından anlaşılacağı üzere, cebrail’ i değil, Allah’ ı işaret eder. ancak daha önceki ayetlerde, Allah yerine cebrail’ i koyanlar, burada da “hu” yani “o” zamirinin cebrail’ i işaret ettiğini iddia ederke yanılgıya düşerler.
peki peygamberimiz, Allah’ ı ne zaman, nasıl, hangi ufukta görmüştür?
necm suresi’ nin ilgili ayetlerini önce yorumsuz okuyalım :
1. Düşerken yıldızlara andolsun.
2. Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azıtmıştır.
3. Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır.
4. O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir.
5. O’ nu büyük güce sahip olan öğretmiştir.
6. Üstün otoritenin sahibi göründü.
7. En yüksek ufukta.
8. Sonra inip yaklaştı.
9. Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.
10. Ve sonra kuluna ne bildirecekse onu vahyetti.
11. Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
12. Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?
13. O’ nu bir kez daha görmüştü.
14. En son noktada.
15. Ki yanında barınılacak cennet vardır.
16. Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.
17. Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.
18. Rabbinin büyük ayetlerini gördü.
ayetleri tek tek tahlil edelim :
“Düşerken yıldızlara andolsun.” (53:1)
necm suresi’ nin bu ayetini doğru tahlil edebilmek, surenin devamı için de bize bir ışık olacaktır. zira necm suresi’ nin okuduğumuz bu ayetleri, konumuzun devamını içerdiği gibi, farklı bir olayı da anlatıyor olabilir. en doğrusunu mutlaka Allah bilir.
biz elimizdeki bilgiler ışığında bu ayete en yakın anlamı vermeye çalışacağız.
arapça’ da necm sözcüğü bir çok anlama gelmektedir. topraktan yeni çıkan filiz, hayvanda yeni çıkan boynuz, ot-çimen gibi gövdesiz bitkiler, yıldızların genel olarak tümü, yıldızların doğuşu, Süreyya yıldızı, toplum içinde sivrilen önderler tanımlarının hepsi arapça’ da “necm” sözcüğü ile ifade edilir.
arapça ile kuranca’ nın farklı diller olduğunu göz önüne aldığımızda ise kelimenin kuran’ daki kullanışına bakarsak; otlar, yıldız, insanlarının önünü gösteren parlak yıldız ve yol gösteren kuran ayetleri tanımları, kuran’ da “necm” kelimesi ile ifade edilmiştir.
ayeti dr. edip yüksel “Düşerken yıldızlara andolsun.” diye, yaşar nuri öztürk “Andolsun inip çıktığı zaman yıldıza/ fışkırıp çıktığı zaman çimene/ süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına/ aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,” diye, muhammed esed “düşün yücelerden inen (Allah’ın mesajının) gözler önüne serdiğini!” , diyanet ise “Battığı zaman yıldıza andolsun ki” diye çevirmiştir.
hakkı yılmaz ise tebyin-ul kuran’ da “kayan çayır çimene kanıttır ki” , kayan yıldız kanıttır ki” , “kayan süreyya yıldızı kanıttır ki” , “şimdiye kadar parça parça inen ayetler kanıttır ki” çevirilerinin hepsini uygun bulmuştur.
ancak yılmaz, diğer çevirilerden farklı olarak, 2. ayete bakıldığında, “necm” in bir şeye kanıt olması gerektiğini, bunun da vakıa 75 ayetinde olduğu gibi peygamberimizin yalan söylemediğine dair, o ana dek inen ayetlerin kanıt olarak gösterildiği fikrini öne sürer.
bu ayete, hiç spekülasyona girmeden, Allah’ ın sure başında, peygamberimizin yalan söylemediğine dair yemin ettiği / kanıt gösterdiği anlamını verebiliriz. kuran’ da bu tip yeminler / kanıt göstermeler bir çok yerde geçmektedir.
ayete, edip yüksel’ in çevirisinin anlamını verirsek, “yıldızların düşmesi” ne şu anlamı verebiliriz. aynı soruları dr. edip yüksel, mesaj isimli kuran çevirisinin ilgili kısmında dip not olarak da yöneltmiştir. “yıldızların düşmesi” ve surenin devamındaki ayetlerde anlatılan olay, bu evrenden farklı bir boyutta geçmiş olabilir mi? zira ayetlerin devamında, çıplak akıl ile anlaşılmayacak metafizik bir hadiseden bahsediliyor. Allah’ ın görünmesi, yaklaşması ve vahyetmesi, bizim anlayamayacağımız farklı bir boyutta gerçekleşmiş olabilir. bu durumda, “yıldızların düşmesi” ile kastedilenin, galaksiler arasında yüksek hızla yapılan bir astral seyahatin tanımlaması olabilir.
ancak, az önce okuduğumuz isra ve tekvir surelerini de göz önünde alırsak, bu ayetlerin, anlatılan olayın devamı olduğunu da anlayabiliriz. bu durumda, “kayan yıldız kanıttır ki” ifadesi ile, peygamberimizin, mekke’ de kayan bir yıldız, bir meteor düşmesi olayına şahit olduğu, yıldızın kayış yönünü / meteorun düşüşünü takip ederek, isra suresi’ nde anlatıldığı üzere, kabe’ den, kabe çevresindeki uzak bir mescide vardığını ve orda bu ayette ve tekvir suresi’ nde anlatıldığı şekilde vahiy aldığı da anlatılmış olabilir.
bu durumda, alınan bu vahiy, peygamberimizin yalan söylemediğine kanıttır.
bu ayetin anlamını daha iyi çözebilmek umuduyla diğer ayetleri incelemeye devam edelim.
“Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.” (53:2)
“Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır.” (53:3)
“O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir.” (53:4)
bu ayetlerde tur 33-34, hud 13, yunus 38, isra 88, bakara 23 ayetlerinde olduğu gibi, müşriklerin “kuran’ ı muhammed uyduruyor” sözlerine cevap verilmektedir.
“O’ nu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.” (53:5)
bu ayette, “o” zamiriyle kastedilen, 4. ayette görüleceği gibi kuran’ dır. kuran’ ı öğretenin niteliği ise edip yüksel’ de yukarıdaki gibi, yaşar nuri öztürk çevirisinde “Kuvvetleri çok müthiş olan” , muhammed esed çevirisinde “son derece kudretli biri” , hakkı yılmaz’ da ise “müthiş kuvvetleri olan, üstün akıl sahibi” olarak çevirilmiştir.
ne yazık ki bazı çevirilerde, özellikle de durumun vehameti açısından, ülkemizde “resmi kuran çevirisi” diye itibar gören diyanet işleri’ nin çevirisinde, peygamberimizi kuran’ ı öğreten Allah değil, cebrail olarak gösterilmiştir. bu ayet diyanet tarafından “üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail)” şeklinde, parantez katılarak çevrilmiştir. ancak ileride göreceğimiz üzere, bu ayette Allah yerine cebrail demek, peygamberimizi cebrail’ e kul etmek anlamına gelir. bu ayeti cebrail anlamında çevirenler, 10. ayete geldiğimizde ayak oyunlarına başvurmak zorunda kalırlar. kuran’ ı cebrail’ in öğrettiği iddiası, rahman suresi’ ndeki 1 ve 2. ayetlere de ters olur : “Rahman, Kuran’ ı öğretti.”
kısacası, ayette nitelenen, peygamberimize kuran’ ı öğreten Allah’ tır. ileriki ayetler de Allah’ tan bahsetmektedir.
“Üstün otoritenin sahibi göründü.” (53:6)
“En yüksek ufukta.” (53:7)
“Sonra inip yaklaştı.” (53:8)
“Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.” (53:9)
bir önceki ayetten devamla, bu ayetlerde kastedilen de Allah’ tır. 6. ayette “istiva eden” kelimesi kullanılmıştır. çeşitli çevirilerde, “göründü” , doğrulup dikildi” , “kendini gerçek şekli ile gösterdi” , “asli suretine girip doğruldu” şeklinde çevrilen bu kelime, kastedilenin Allah olduğu nazara alınırsa, doğru anlamına kavuşabilir.
şöyle ki, “istiva” Allah’ a ait bir sıfat / eylemdir. “egemenlik kurdu” , “kontrolü altına aldı” anlamlarına gelir. ayette mecaz / müteşabih sanatı kullanılmıştır.
eğer burada, “göründü” anlamını kullanırsak, ayetlerin devamını da buna göre anlamlandırmak lazım gelir.
ancak unutulmamalıdır ki ayet müteşabihtir. ayetin tevilini, zamana ve ilime bırakmak en doğrusudur. şüphesiz Allah en doğrusunu bilir.
surenin 1. ayetinde anlamını tam olarak veremediğimiz ifade, bu ayete vereceğimiz anlamla zincirleme birbirine bağlıdır. devam ayetler de bu anlama bağlı olarak anlaşılır.
Allah, ufukta görünüp, daha sonra peygamberimize ya da onun bulunduğu yere çok yakın bir mesafe bulunacak kadar yaklaşmış mıdır? 9. ayette geçen “iki yay arası” şeklindeki mesafe tabiri, o zamanın arap toplumunda kullanılan bir mesafe tanımıdır. mecazi anlamla alırsak, “çok yaklaştığı” anlamına gelir.
tekvir suresi’ nin 23. ayetinde “O’ nu apaçık bir ufukta görmüştür.” denildiğini görmüştük. yani peygamberimizin Allah’ ı apaçık bir ufukta gördüğü daha önce de bildirilmişti. bu iki sure, aynı olayı mı anlatmaktadır? yoksa ileride göreceğimiz vurguda belirtildiği gibi iki ayrı olay mı anlatılmaktadır?
“Ve sonra kuluna ne bildirecekse onu vahyetti.” (53:10)
“Gördüğünü gönlü yalanlamadı.” (53:11)
“Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?” (53:12)
10. ayette gördüğümüz “kuluna” kelimesinden anlaşılmaktadır ki, ayetlerin cebrail ile ilgisi yoktur. başından beri bahsedilen Allah’ ın kendisidir. zira, peygamberimiz (ve her birimiz) Allah’ tan başka kimsenin kulu olmadığı gibi, kuran’ da geçen “vahy” kelimesinin terim anlamı itibariyle de, “vahyetmek” Allah’ a özgüdür.
“O’ nu bir kez daha görmüştü.” (53:13)
“En son noktada.” (53:14)
“Ki yanında barınılacak cennet vardır.” (53:15)
“Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.” (53:16)
bu ayetlerden anladığımız üzere, peygamberimiz Allah’ ı bir kez daha görmüştür. başından beri incelediğimiz iki surede de iki görme olayından bahsedilmektedir.
14. ayette “en son nokta” olarak çevrilen kelime, “son sınır ağacı” , “sidre ağacı” anlamlarına gelir. bu ayete anlam verebilmek için bir sonraki ayeti iyi tahlil edebilmek gerekir.
bir sonraki ayette bahsedilen “barınılacak cennet”, “sığınılacak bahçe” , “vaad edilen bahçe” kavramı neyi ifade eder?
“cennet” ile mecazi olarak, Allah’ ın salih kullarına ahiret gününde müjdelediği “cennet” , “ödül” mü kastedilmektedir? yoksa burada cennet, somut anlamıyla “bahçe” olarak mı kullanılmıştır? arapça’ da cennet “cenn” kökünden türemiştir, bahçe, gizli yer gibi anlamlara gelir. kuran’ da cennet hem dini anlamda, mümin kullara vaad edilen ebedi yurt, hem de mecaz / somut anlamda, adem kıssasında olduğu gibi bahçe, ruh hali manalarına gelir.
ilk anlamı verirsek, “son nokta” ve “cennet” ile tabirleri ile, konumuz olan olayın ayetlerin başında bahsettiğimiz, bu evrenden başka bir boyutta geçtiğini anlayabiliriz.
eğer “ağaç” ve “bahçe” kelimelerine somut anlamlarını verirsek, Allah, peygamberimize vahyettiği ve “göründüğü” yeri “adres tarifi” ile belirtmiş olacaktır.
ayetler iki şekilde de doğru biçimde okunabilir. arapça gramer ve kıraat açısından ikisinde de sakınca yoktur.
14. ayetin başındaki “en son noktada” şeklinde verilen mekan zarfı, 13. ayeti işaret edebileceği gibi, şu ana kadar gördüğümüz ayetlerin hepsini de işaret edebilir.
yani ayette verilen mekan, 13. ayetteki “bir diğer görüşün” yeri de olabilir, ilk ayetten itibaren anlatılan olayın yeri de..
16. ayet burada bize ışık tutabilir. “”Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.” şeklinde çevirilen ayeti, “O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre’yi kuşatıp saran,” , “meçhul bir parlaklığın çevresini sarıp kuşattığı sidre ağacının başında.” , “o zaman sidreyi kaplayan kaplıyordu” şeklinde de çevirebiliriz.
burada sidre ağacını kaplayan, kuşatanın ne olduğu tam olarak bildirilmemiştir. meçhul bir parlaklığın, ışığın varlığından, belki aklımızın almayacağı, kelimelerle ifade edilemeyecek bir durumdan bahsedebiliriz.
bize gerekli bilginin verilmediği durumlarda yapmamız gereken, her şeyin en doğrusunu bilenin Allah olduğunu unutmamak ve gereksiz soruların peşine düşmemektir.
eğer önceki ayetlerde, ağaç ve bahçeye somut anlamlarını verir, buradaki sidre ağacını da somut anlamıyla (sidre ağacı, arabistan’ da genellikle bahçe sınırlarını belirlemede kullanılan bir tür ağaçtır) anlarsak, Allah’ ın gökten yer yüzüne indiği zaman, bir perde oluştuğunu, kuluna yani peygamberimize vahyi bu perdenin arkasından verdiği anlaşılabilir.
nitekim şura suresi 51. ayette “ALLAH bir insanla ancak vahiy yoluyla veya bir perde arkasından iletişim kurar, yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder. O, Yücedir, Bilgedir.” denilmesi, bu şekilde anlamamıza olanak tanır.
“Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.” (53:17)
“Rabbinin büyük ayetlerini gördü.” (53:18)
bu ayetlerde, peygamberimizin yaşadığı bu olayın bir göz yanılması ya da bir yalan değil gerçek olduğu bildirilmekte, bu olay ile peygamberimizin Allah’ ın büyük mucizelerini gördüğü bildirilmektedir. hatırlayacağımız üzere, en başta okuduğumuz isra suresi 1. ayette, Allah’ ın peygamberimizi gece vakti, “mucizelerini göstermek üzere” en uzak mescide götürmüştü.
bu iki ayet arasında bağ var mıdır?
şimdi konumuzu toplayalım.
ortak başlangıç noktası olarak, Allah, bir gece peygamberimizi, kabe’ den, kabe’ nin çevresinde uzak bir noktada bulunan bir mescide, “mucizelerimizi göstermek üzere” yürütmüştür.
peygamberimiz Allah’ ı “görmüştür.”
iki ayet topluluğunda, peygamberimizin Allah’ ı iki defa görmesinden bahsedilmektedir.
bu iki ayet topluluğunda ya iki görüşün ikisi de açıklanmış ya da biri açıklanmış, birine de imada bulunulmuştur.
peygamberimiz, Allah’ ı bu evrenin ötesinde farklı bir evrende, farklı bir boyutta görmüş olabilir.
ancak, ayetlere somut anlamlar yüklersek, Allah yeryüzüne inerek bir perde arkasından peygamberimize vahyetmiş de olabilir.
fark edilecektir ki tüm bu ayetler, kuran’ ın en büyük mucize olmasını sağlayan “müteşabih” sanatı ile bezelidir.
müteşabih ayetler, farklı anlamlara gelebilecek, farklı şekilde anlaşılacak, ancak her anlamı doğru olan ayetlerdir.
kuran’ a göre müteşabih ayetlerin anlamlarını Allah ve ilimde derinleşenler bilir. ilimde derinleşenler, bu ayetler için “inandık, hepsi Allah katındandır” derler.
haşa, “ilimde derinleşen” biri olmadığımı düşünüyorum. bu yüzden bu ayetleri tevil etmekten imtina ediyorum.
tam olarak anlayamadığımız, anlamını bilmediğimiz kuran ayetleri konusunda, Allah’ ın bize gösterdiği yol, Allah’ tan bilgimizi arttırmasını istemek, konuyu zamana ve ilme bırakmaktır: “Gerçek Yönetici olan ALLAH çok yücedir. Sana vahyi tamamlanmadan önce Kuran’ı (anlamak için) acele etme ve, “Rabbim, bilgimi arttır,” de.” (20:114)
yine de, tevile ve kesin yoruma girmeden, buraya kadar gördüğümüz, tahlil ettiğimiz ayetlerden anladığımı paylaşmak istiyorum :
“Bazı ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu geceleyin (Mekke’deki) Kutsal Mescitten, çevresini kutlu kıldığı en uzak mescide (secde yerine) alıp götüren çok Yücedir. O kuşkusuz İşitendir, Görendir.” (17:1)
peygamberimiz, kabe’ den, kabe çevresinde bulunan en uzak mescide, Allah tarafından götürülmüştür.
peygamberimiz sözü edilen en uzak mescide, noktaya vardıktan sonra, Allah, bizim anlayamadığımız, belki de anlayamacağımız, kelimelerle ifade edilemeyecek bir şekilde peygamberimize görünmüş, yaklaşarak ona vahiyde bulunmuştur.
necm suresi 1-12. ayetler arası : “Düşerken yıldızlara andolsun. / Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azıtmıştır. / Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır. / O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir. / O’ nu büyük güce sahip olan öğretmiştir. / Üstün otoritenin sahibi göründü. / En yüksek ufukta. / Sonra inip yaklaştı. / Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu. / Ve sonra kuluna ne bildirecekse onu vahyetti. / Gördüğünü gönlü yalanlamadı. / Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?”
tekvir suresi 19-23. ayetler arası : “Bu, onurlu bir elçinin sözüdür. / Güçlüdür, Yönetimin Sahibi katından yetkilidir. / Kendisine uyulmalı ve güvenilmeli. / Arkadaşınız deli değildir. / O’ nu apaçık bir ufukta görmüştür.”
ve paygamberimiz, bu şekilde Allah’ ın mucizelerini görmüş, tanık olmuştur.
necm suresi 17-18. ayetler : “Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı. / Rabbinin büyük ayetlerini gördü.”
bu olay kanaatimce, KDR gecesi’ nde yaşanmıştır. ve sözü edilen vahy, ilk inen sure ve ayetler olan alak suresi’ nin 1-2 ve 3-4 numaralı ayetleridir. yani bu ayet grubu, peygamberimizin ilk vahiy alışını anlatmaktadır.
peygamberimize ilk gelen vahiy hakkında bir çok hadis rivayeti vardır. bu rivayetlerin en meşhur özetine göre, peygamberimiz hira dağında iken cebrail tarafından kendisine vahyedildiği, peygamberimizin korkarak evine döndüğü ve “beni örtün” dediği vs vs anlatılır.
oysa bu ayet grubu, bu meşhur hadisi yalanlamaktadır.
ancak bu peygamberimizin Allah ile ilk bir araya gelmesi değildir.
necm suresi 13-16. ayetler arası : “O’ nu bir kez daha görmüştü. / En son noktada. / Ki yanında barınılacak cennet vardır. / Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.”
bu durumda, peygamberimiz vahye muhattap olmadan önce, kuran vahyi almadan bir kez daha Allah’ ı görmüş, mucizelerine tanık olmuş olmalıdır.
lakin, bu “bir başka iniş” kuran’ ın vahyedilmeye başlanmasından sonra da olabilir.
zira, ilk ayet grubunda alak suresi’ nin ilk ayetlerinin vahyinden bahsedildiğini kabul edersek, bu olayların bize anlatıldığı sure, yani necm suresi, iniş sırasına göre 23. sıradadır.
necm suresi’ nin vahyedildiği esnada, hem ilk vahiy, yani ilk ayet grubunda anlatılan olay, hem de “diğer görüşme” geçmişte kalmıştır. bu durumda ikisinden de geçmiş zaman kipiyle bahsedilmesi doğaldır.
yani “bir kez daha görmüştü” diyerek işaret edilen olay, necm suresi’ nin inişine göre geçmişte, alak suresi’ nin inişine göre ileride olmuş bir olay olabilir. bu durumda, bu “görüşmenin” iniş sırasına göre 1 ile 23. ayetler arasında bir esnada meydana gelmesi lazımdır.
henüz bu sureler arasında böyle büyük bir olayın olduğunu işaret edecek bir ayete veya ayet topluluğuna rastlamadım, rastladıysam bile anlayış seviyem henüz bunu fark etmeye izin vermiyor olabilir.
bu durumda, peygamberimizin göğe yükseldiği meşhur “miraç olayı” da bu görüşmedir.
zira; “cennet” ve “en son nokta” tabirlerinden, bu ikinci görüşmenin, bu evrenin ötesinde, başka bir boyutta, başka bir evrende gerçekleştiğini düşünüyorum. ancak bunu tarif ya da tabir etmek, bizlerin şu anki akıl, bilgi ve anlayış seviyesine göre mümkün değildir. bu yüzden de Allah’ ın da bu konuda ayrıntı vermediğini zannediyorum. yine de defalarca değindiğimiz gibi, “miraç” yani göğe yükselme olayında, eğer anlayışım doğru ise “ikinci görüşme” de, meşhur hadiste anlatıldığı şekilde, peygamberimizin Allah ile namaz pazarlığı yapması, musa peygamberin Allah’ ın emirlerini beğenmeyerek peygamberimize pazarlık yaptırtması, peygamberimizi göğe yükselten cebrail’ e neredeyse vize ve giriş izni soracak kapıcı melekler gibi akıl ve din dışı, Allah’ ı ve peygamberimizi küçük düşürecek iftiraların yaşanmadığından, bunların yahudi masalları, yalanları olduğundan son derece eminim.
yukarıda ayetleri gruplayarak çizdiğim ihtimal benim ayetleri okuyup incelediğimde şahsi anlayışımdır. sizler yukarıdaki açıklamalardan, ayetlerin ve kullanılan kelimelerin tahlilinden başka anlamlar çıkarabilir, başka şekilde yorumlayabilirsiniz.
elbette Allah en doğrusunu bilir.